Çocukluğumun Balat Sokakları
Pazartesi, Ocak 26, 2009 ·
Istanbul sokaklari denilince aklima ilk cocuklugumun gectigi yer olan Balat sokaklari gelir.Bu sokaklar,bir zamanlar şanı yurumus,unu kulaktan kulaga yayilmis fakat artik iyice yaslanip gucten dusmus,eskiden evinden cikmayanlarin artik ugramadigi,gercek sevenlerinin de bu dunyadan goctugu kimsesiz bir adama benzer.Buram buram halic kokusu komur kokularina karisir, fakirlik akar eteklerinden.Binalar bile hataya kusmus gibidir,eski ahsap evler artik kararan tahtalarinin ardindan sessizce olumu beklerler.Oyle bir olum ki,su dunyanin insafina kalmis,ya yanarak son bulacaktir yada bir gece sessizce yikilarak.Sonra arkasindan ne bir aglayani olacaktir,ne de buradan da boyle bir muhterem gecti diye hatirlayani.
Bu sokaklardaki evler,hayata karsi sirt sirta,omuz omuza durur,ormanlardaki agaclar gibi sik ve bitisik yukselirler gokyuzune.Kafanizi kaldirip gunesi gorebilmek icin,cumbalari,balkonlari birde evlerin arasinda bayrak gibi dalgalanan camasirlari gecmeniz gerekir.Bu camasirlar film afişleri gibidir.Oturup izlemese de mecburen bilir mahalle hangi film gosterimde simdi,siyah beyaz mi renkli mi.Mahalleliyi ilgilendirmez kimin ne film oynattigi ya, ipin diger ucundaki evde oturan komsu icin onemlidir.
Yagmur yagdigi zaman gokyuzunden dusen her damla onu kucaklayacak bir parca toprak arar fakat nafile.Yere dusmeden once mutlaka bir koseye carparak katilabilir asfalttan kanalizasyona dogru yol alan arkadaslarinin arasina.Zamaninda bir agaclik yer birakilmadigi icin,baharda bile balkonlari susleyen ciliz saksilarin disinda tek cicek acmaz.Bir iki rengi yerinde ev ve boyali dukkan disinda gri tonu hakimdir sokaklara.Asfalt gridir,arnavut kaldirimi gridir,binalar gridir,hatta guvercinler bile nasibini almistir bu soluk renkten.Evlerin catilarini mesken edinmis aksam oldugu vakit ayni besteyi soylemekten bikmayan bu hayvanlarin bile renkleri griye calar.Bu gri cumbusunun ahengini,uzerlerinden gecen arabalara ragmen yikanmak icin sokaklara serilen halilar ile kadinlar ve cocuklarin birlikte uc kurus para kazanmak icin yaptiklari el isleri bozar.Renkli tesbihler,sekerler,cikartmali sakizlar kaldirimlara ortulen renkli yaygilarin uzerlerinde hazirlanir.
Bazi dukkanlar eskiden burada ne renkli alisverisler oldugunu fisildar kulaginiza.Biraz daha kulak verirseniz, eskiden alisveris yapanlarin hatta onlarin cocuklarinin bile bu sokaktan gocup gittiklerini soylerler.Ama sansiniz varsa,o eski esnaftan bir iki kisiye rastlayabilirsiniz de.Refah seviyesi yuksek semtlerde oldugu gibi birbirini tanimayan komsular,bir paket tuz almak icin gezilecek cesit cesit hipermarketler de yoktur burda.Neredeyse herkes birbirini tanir,cocuklarini eslerini hatta akrabalarini ... Bakkal desen kirk yillik bakkaldir,terzi desen kirk yillik terzi.
Bilmeyenler,turist gibi gezer sonra Balat'i anlatirlar,evlerini anlatirlar,tarihini anlatirlar.Oysa orada yillardir oturan Perihan Teyze bilmez Kirmizi Kilisenin tarihini,bilmez oturdugu evin kimbilir kimlerden ona kaldigini, evin icinde kuyu olmasinin ne kadar ilginc ve ayricalikli oldugunu da bilmez.Ama Sali pazarindaki sebzenin nin fiyatini,ekmegin daha ucuz oldugu bakkali,Carsamba Pazari'nda kumascilara ozel bir yer ayrildigini bilir.Mahalledeki mukabelenin bu hafta kimde yapilacagini falan sorun hepsini soylesin size,tarih dersini de siz turistlere birakir musadenizle.
Ilkogretimden bir ani....
Perşembe, Ocak 3, 2008 ·
Bu yazi benim icin cok eglenceli bir yazi oldu.Bir blogcu arkadasimiz(ceos)
kendi sayfasina eklemis,bende birkac tane ilave ettim ama kendi sayfamda da sizlerle paylasmak istedim.Ortaokul birinci siniftayken yazdirmistim aradaslarima ne guzel simdi bakip gulumsuyorum.Aslinda yorum yazacaktim hepsinin yanina ama o yaslarda yaptigimiz bir cok seyin mantikla pek alakasi olmadigindan yazmadim.
Selam degil hatira
Koyarsin onu tahtina
Baktikca onun bahtina
Unutma beni hatirla
6 x 6 = 36
Futbolcu 6 gol atti
Cadi optu bayildi
... optu ayildi
Elma yanaklim
Kiraz dudaklim
Bu yazdigimi iyi sakla
Saklamazsan geber
Seni seviyorum
Sana tapiyorum
Ilk askim sensin
Allah belani versin
Sepet sepet yumurta
Sakin beni unutma
Unutursan kuserim
Mektubumu keserim
Minik minik portakal
Hadi simdi hoscakal
Nicin nicin nicin
Nicinlerle dolu icim
Bu nicinler kimin icin
Sevgili arkadasim ... icin
Ask asktir
Esek esektir
Sevipte ayrilan
Essoluesektir
Kirmizi taksi geliyor
... evleniyor
Evlen ... evlen
Sira ablana geliyor
Dozer geliyor dozer
Cekilin yoldan ezer
Benim arkadasim ...
Hulya Avsardan'da guzel
Seni seviyordum
Elimden aldilar
Daha yaziyordum
Kaleme zam yazdilar
Seviyorum elimde degil
Sevmemek elde mi
Dedeye baston
Nineye gozluk
Camiye hoca
...'e koca
Ates kul olmus yanar mi
Cesme bz tutmus akar mi
Bu gozler seni gormus
Baskasina bakar mi
Nicin nicin nicin
Bu nicinler kimin icin
Sevgili arkadasim ... icin
Beni atese at
Butun vucudum yansin
Yalnizca kalbimi bana birak
Cunku icinde sen varsin
Mini mini periler
Odama girdiler
Prensesin kim dediler
Bana ... dediler
Ask ebedi cad.
Seni seviyorum mah.
Ayrilmaz sok.
No:Yarali kalp
Bunu yazan bir bocek
Elbet birgun olecek
Bunu okuyan bir cicek
Mutlu gunler gorecek
Bin yil omrum olsa
Bin yil seni severdim
Bin yil seni sevseydim
Bin yil daha isterdim
Atesim 40 derece
Tansiyonum yuksek
Hastaligim mi
Seni sevmek
Hatira hatira dedin
Baslarimin etini yedin
Al sana bir hatira
Gor beni havada
Atlilar atlilar
Boynu kravatlilar
Kaçırmayin .. 'i
Musmula suratlilar
Ask bir visne
Ic ic kisne
Ask bir sudur
Icmeyen yoktur
Ufukta bir bebek dogdu
Adini ... koydular
Buyudu buyudu
Benim arkadasim oldu
Sev seni seveni
Sevende sevsin seni
Yaza yaza yaz geldi
Kiraza zam geldi
Daha sevecekti ama
Kalemin ucu bitti
(... yazdigim yerlere tabi ismimi yazmislar :))
Birkac tane de hatiralardan ekliyim;
Merhaba guzel sayfa,ve merhaba degerli arkadasim.Bu sayfalardan birini bana verdigin ve ayirdigin icin cok tesekkurler...
Sevgili arkadasim,seni cok seviyorum.Oyle ki senden beni seviyorsun.Cunku beni dusunup bu sayfayi bana ayirdigin icin.Unutmaki biz her zaman arkadasiz.Birbirimizi cok seviyoruz.Sana uzerindeki forma icinde basarilar.Beyaz gelinlik icinde mutluluklar dilerim...
Sevgili arkadasim,Bana bu kalbin kadar temiz sayfayi ayirdigin icin tesekkurler.Umarim hayatin bir gunes kadar parlak ve temiz olur.Umarim hayatini guzel ve caliskan bir insan gibi surdurursun...
Sevgili arkadasim, ... Sen cok akilli caliskan ve cok iyi kalpli birisin.Bu kisilige sahip olman bence cok ve cok guzel.Bu kadar kisa ve oz yazdigim icin ozur dilerim.
Sunu eklemeden de gecmeyelim,
Sevgili arkadasim, ... Sana dunyada basarilar dilerim...
Iste boyle.O zamanlar hatirliyorum da sevmedigimiz arkadaslarimiza bile yazidirdik,ve elimize kimin hatira defteri gelse,kendimizi onemli hisseder ve o kisiyi cok seviyormusuzcasina en icten dileklerimizi yazardik.Tabii cokta guzel sacmalamisiz.
En cok istedigim diger defterde anket defteriydi.Ona sahip olamadim ama arkadasimin bir anket defteri anisina deginmek istiyorum.O zamanlar arkadasimin sevdigi bir erkek vardi,ve soyledigine gore oda bizimkini seviyordu.Ama baska biriyle cikiyordu.(Nasil oluyor demeyin 11 yasinda falandik ve olabiliyor.)Neyse bu iki asigin ortak arkadaslarindan birinde bir anket defteri varmis.(Bilmeyenler icin soyleyelim bu anket defterlerinde ilk askiniz,issiz bir adada yaninda istedigin uc sey gibi sorularin yaninda insanlarin butun sirlarinida ortaya dokecek potansiyele sahip sorularda vardir.Yani bu defteri simdi doldurun,erkek arkadasiniza yada kiz arkadainiza verin.Sizi A'dan Z'ye tanir.En sevdigin yemek,en sevdigin renk falan derken uc bes sayfa doldurursunuz)Sevdigi cocuga doldurtmuslar,bu en sevidiginiz kisi sorusuna yada asik oldugunuz kisi sorusuna,soruyu tam hatirlayamayacagim ama boyle birseydi bir seyler yazmis sonra uzerine karalayip yanina baska birinin adini yazmis.Tabi bizim kiz suphe ve merak icinde acaba karaladigi isim kim ?Birisi buna akil vermis,karaladigi ismin altindan çakmağın atesiyle hafifce gec.Murekkep hemen belli eder diye.O zamanlar yaraticilikta sinir tanimayan bizler,bu islemi kibritle yapip sayfanin o kismini yakmistik,ve tabi yanik sayfayla,ve defterin gercek sahibine ne uyduracagimiz dusuncesiyle basbasa kalmistik.
ÜŞÜDÜM ÜŞÜDÜM
Çarşamba, Aralık 27, 2006 · Kategori: Onceki_yazilarim
Dün İstanbul’un merkezinde Taksim’de bir iş görüşmem vardı.Pozisyon dolayısıyla klasik giyindim, sıcacık kaloriferli evimden güneşi de görünce çok soğuk olmadığını düşünerek biraz da ince giyindim.Açıkçası o güzel kıyafetin altında şık duracak botlarım da olmadığından ayakkabı giydim.
Hava aslında çok soğukmuş,kar atıştırıyordu dışarıda.Her zaman ki gibi müthiş bir trafik vardı ve bindiğim otobüsünde kaloriferleri yanmıyordu.Bir saatten fazla otobüste,ayaklarım dondu.Atkı falanda almamıştım,üzerimde inceydi iliklerime kadar üşüdüm.
Otobüsten indim,gideceğim adrese kadar biraz yürümem gerekiyordu.Ama ayaklarım o kadar üşümüştü ki resmen uyuşmuşlardı ve üzerine basarken sızım sızım sızlıyorlardı.Adrese vardım ama randevuya geç kaldığımdan bir saat sonraya ertelendi.
Zaten çok üşümüştüm,bir saat nerede oyalanayım diye düşündüm.Hava da çok soğuktu, neyse bir simitçiye girdim sıcak ve tadı bozuk bir çay içtim ve kurumuş bir simit yedim.Aslında soğuk o kadar işlemiş ki içime yemek falan düşünmüyorum maksat vakit geçsin.Tabii orada da sıkılınca biraz da ısındığımdan kendimi dışarı attım.Sağa sola yürüdüm, belki bir tuvalet vardır diye de metroya girdim ama göremedim.Olsun dedim birazda burada bekleyeyim nasılsa üzeri kapalı.O sırada insanlar yığın yığın girdiler çıktılar metrodan.
Bende onları izledim, ve düşündüm.Gerçekten çok üşümüştüm, dönüş yolun da da bir o kadar üşüyecektim ama sonunda sıcacık evime gidecektim.Ama insanlar vardı battaniyeleri olmayan, benim şu kısacık zamanda üşüdüğüm kadar bütün kış üşüyen ve üşüyecek olan,tadı bozuk bir çay bile bulamayan.
Bir defasında üniversitede kaldığım eve belirlediğimiz tarihten bir gün erken gitmiştim ve ev sahibi de o gün kaloriferleri yakmamıştı.Sömestr tatili olduğundan da 15 gündür zaten yanmıyormuş ev buz gibiydi,o gece soğuktan uyuyamamıştım.
Belki de dedim,Allah kimsesizlerin,yoksulların,üşüyenlerin halini bir parça olsun anlamam için bana böyle bir hadiseyi tattırıyor. Kim bilir kaç gece soğuktan uyuyamayan ve uyuyamayacak olan insanlar var, ama ne zaman hatırlıyoruz,onlar için ne yapıyoruz, dua ettim, inşallah bende bir gün üşüyenleri biraz ısıtabilirim.Sıcak ve mis gibi bir çay içmelerini sağlayabilirim.Soğuk ta en az açlık kadar büyük bir sınavmış,oruç tutunca gerçekten bir parça da olsa açlığı hissedebiliyoruz,ama bir gün de üşümek gerekiyormuş meğer.Hem de adam akıllı üşümek.
Yurdum insanı (Memurlar)
Cumartesi, Aralık 23, 2006 ·
Belki bu yazacaklarım kimilerini kızdırabilir fakat yaşamış olduklarımı hiç çarpıtmadan ve tarafsız olarak buraya yazacağım.Yalnız ben öyle çok devlet dairesi de görmedim işin açıkçası,gördüklerim;devlet bankaları,devlet hastaneleri,bağ kurlar,sigorta,iş kurumu,nüfus idaresi,Meb,adliye gibi en çok gidilen kurumlarla sınırlı.
Devlet memurluğu,halkın gözünde çok çalışmaya gerektirmeyen,parası asla aksatılmayan, işten çıkarılma durumu neredeyse olmayan,devlet çatısı altında çalışılması dolayısıyla da saygınlığı olan bir iştir.
Memurlara sorarsanız çok az para alırlar çok iş yaparlar, memur ve ailesinden olmayanlara sorarsanız memurlar hak ettiklerinden fazla alırlar ve doğru dürüst iş yapmazlar,kendi akrabaları,tanıdıklarını da kayırırlar ayrıca.
Şimdi ben memur değilim,ama memurların yanında stajım boyunca bir ay çalıştım.Zaten yıllardır halk olarak memurları tanıyordum, bir memur olarak halkı gördüm.
Önce masanın ön tarafından gördüklerimi yazacağım;bir devlet dairesinde memurlar soru sormak en sevmediğim iştir, memurlar ya hiç yüzünüze bakmazlar yada önce yüzünüze şöyle bir bakarlar ve açıklayıcılıktan oldukça uzak, ikinci başka bir soruya gerek bırakacak bir cevaplar verirler.Her zaman çay içmeye ve dedikodu yapmaya zamanları vardır ama üçten fazla soruya cevap verecek vakitleri yoktur.Vatandaşı çoğunlukla kendilerinden aşağıda görürler,devlet kurumlarda odacılar,temizlikçiler ve çaycılar kendilerini müdür sanabilirler.Kimi zaman vatandaşı azarlama hakkını kendilerinde gören memurlar vardır,bir evrak için üç masadan az gezmek hayra alamet değildir,bir imza için bile bir ay beklenebilir .Bugün git yarın gel sözü o kadar alışılmış bir sözdür ki bir haftaya kadar sessizce icra edilebilir.Bazı işler için sıra sırası beklemek ile başlayan bir sıra ve bekleme döngüsü vardır.Mesela;sıra sırası beklediniz,sıra aldınız,sonra tekrar sırada beklediniz,işinize başlandı,bugün gittiniz yarını beklediniz,üç masa iki kat dolaştınız ve birkaç gün yada ay artık neyse yine beklediniz e ne demişler sabrın sonu selamet,işiniz halloldu.Bu öyle oturmuş bir döngü ki, geçenlerde bir gazetede yazıyordu;yaşlılar,fiş toplamaya ve sırada beklemeye öyle alışmışlar ki böyle zahmetli bir iş kaldırıldı diye canları sıkılıyormuş.
Genelde büyük şehirlerde yaşanan kalabalık kurumlarda kısa çaplı tartışmaları beraberinde getirir.Bazen vatandaşlar sıra kavgası gibi tartışmalara tutuşabileceği gibi,memurların sözlerinden dolayıda tartışma çıkabilir.
Geçende internetten okuduğum bir ilana dayanarak bilgi almak için ilçedeki Milli Eğitim’e gittim.Şube müdürü diyor ki bize kontenjan sayısı daha gelmedi,haftaya da bayram(ki bayram falan değil bayram daha sonraki hafta,ama görünen o ki müdür bey için hepsi bir).Sonraki hafta gelin.Bende dedim ki,ama duyuruda bir tarih sınırlaması var,haftaya son.Müdür bey yazıyı okudu,o zaman Çarşamba gelin dedi.Sadece bilgi almak için bile en az bir hafta beklememiz gerekiyor yani.
Zaten milletimin devlet dairelerindeki mağduriyeti belli.Birde memur gözünden milleti anlatayım.İstanbul kalabalık bir şehir olduğundan, kurumlar,hastaneler vs. dolayısıyla kalabalık.Bir de bürokrasi var.Yani her işin zahmetli bir yolu yordamı.Bazen vatandaş çileden çıkıyor ve karşısındakini de çileden çıkarma gayreti içerisine girebiliyor.Memurlarda kalabalıktan ve vatandaşla uğraşmaktan beziyor.(Ki bu davranışın doğruluğunu sorgulamıyorum onu da varın siz yorumlayın)Bazen saatlerce orada bekleyip işini halledemeyenler hatta boşuna onca zaman bekleyenler bile var.İnsanlar memurlara bazen haddinden bile fazla saygı duyuyor.Bazıları işleri görülsün diye bazıları da devletin memurudur diye.Bir Memur kadın vardı,hiç kalkmıyor oturduğu yerden vatandaş geliyor işsizlik sigortası için kart alacak mesela.Kadın diyor ki “ Bak şurada bir klasör var ya, heh onu bana getir bakiim.Al şu karta göre de resmini kes,şimdi de zımbala.”Vatandaş klasörü veriyor kadın kartı hazırlıyor, sonra elinde çöp falan varsa onu da çöpe attırabiliyor.İşini gördükten sonra klasörü tekrar yerine koyduruyor, çok yorulduk sabahtan beri kaç kişinin işini görüyoruz falan diyor.Bazıları da yanıtlıyor “Tabii sizin işiniz de çok zor ! ”Yuh yani diyorum içimden bu kadar mı olur kalkmadan kadın akşama kadar hallediyor işlerini yaptığı da iki satır yazı.Yüzsüzlüğü bazen abartıyor adamları eğer klasörü yerine koymayı unuttuysa yolun yarısından çağırıyor.Mesai saati tam gelmeden yaklaşık 20-30 dk. önce bilgisayarları kapatıyor vatandaşa yarın gel diyorlar.Millet bazen mesainin bitimine daha var diyor.O zaman da diyorlar ki “Ankara sistemi 20 dk. önceden kapatıyor.
Memurlar diyorlar ki ayakta beklemeyin oturun.Millet ısrarla yer olduğu halde ayakta bekliyor.Sanki ayakta beklenmezse işi hallolmayacakmış gibi.Biri geldi diyor ki “Şunu dolduramaz mısınız, masrafını veririz.”Benim yetkim yok diyorum.Hala diyor ki parası neyse veririz.(Galiba buna rüşvet diyoruz.)
Biri de memurlardan birini müdüre şikayet etmiş memurlardan biri bana muhtar dedi diye.Yerinden kalkmayan işini vatandaşa yaptıran memuru ise şikayet falan kimsenin aklına bile gelmiyor.Yurdumun insanı işte.
Devlet Daireleri(Hastaneler) hakkında bir yazı.
Salı, Aralık 5, 2006 ·
Aslında hangi devlet dairesine giderseniz gidin, havasından mıdır, suyundan mıdır bilinmez, ya işiniz rast gitmez, ya elektrik kesilir yada uzun bir süre sıra beklemek zorunda kalırsınız.
Yani gideyim a sıra da yokmuş, işim halloldu mu hem de bu daha ilk gelişim dediğiniz fazla olmaz.
Sizi bilmem ama benim en çok karşılaştığım sıra bekleme konusudur. Hem de öyle çok beklerim ki, her seferinde en az bir sıra kavgasına da şahit olurum. Sıra kavgalarının nedenleri bellidir;biri ya sırayı karıştırmıştır, ya uyanıklık yapmaya kalkmıştır, ya da ve en çok olan birisi ısrarla bir şey sorup çıkacağını söyler diğerleri de biz enayi miyiz diye muhalefet ederler zaten herkes bir şey sorup çıkacak!Bu noktada soru soracak kişi açıklamaya girişir, neyi soracağını anlatır, daha önce kaç kere geldiğini anlatır vs. vs. Sonra insanlar tamam o zaman öyle söylesene, bir şey soracağım deyince,herkes giriyor çıkıyor yani hak yenmesin diye biz şey ediyoruza döner , yada zaten herkes onun için bekliyora döner.İlk şıksa kavga yaşanmamış gibi sıra beklenilmeye ve yanlış anlaşılma aralarda tartışılmaya devam eder.Amaa ikinci şıksa yandınız, herkes o kişiye öyle bir laf yetiştirmeye girişir ki buradan köye yol olur.
İstanbul’da bir sigorta veya devlet hastanesine gidiyorsanız sıra beklememe gibi bir lüksünüz yoktur. Ve sırada o kadar çok beklersiniz ki burada tanışıp evlenenler bile olabilir. İnsanlar sıra beklerlerken kimin ne hastalığı var herkes birbirine sorar. Eğer siz karşınızdakinden daha az hastaysanız halinize şükredersiniz, yok daha kötüyseniz karşınızda ki kişi size acır, yada tavsiyelerde bulunur. Doktorun nasıl, başarılı mı olup olmadığını daha beklemeye başlarken kulaktan kulağa yayılır. Mesela;Bu doktor çok iyiymiş, bilmem nerde özel muayenehanesi de varmış çok tavsiye ettiler, ve yahut bizde geldik ama bakmıyor diyorlar ,yüzüne bakıp bir reçete yazıyormuş.Öyle bir ortam oluşur ki sanırsınız herkes tanıdık. Doktor öğle yemeğini ya da çay keyfini uzattıysa sırada beklemekten sıkılanların dedikoduları baş gösterir. Genelde yaşı yakın iki teyze ya da amca yan yana dururlar ve başlarlar; Benim şu rahatsızlığım var sen niye geldin, beni de torumun getirdi şimdi ilaç sırasında bekliyor o. Yaşlılık işte bir sürü hastalık çıkıyor.Doktorun kapısında bekleşenlerin çoğu yaşlıysa genç olana sorulur,Sen niye geldin,nerelisin sen,daha önce gelmişiydin gibi.Tam tersinde de yaşlı amcaya yada teyzeye sağırmış gibi ses yükseltilerek,senin hastalığın ne amca,amca sen gel otur.(Bu arada yer verilen yaşlı teyze/amca dua ederler)
Muayene için beklerken dertleşip tahlil sonucu, kontrol gibi tekrar hastaneye gelenler şans eseri karşılaşırsa koyu bir muhabbet ortamı bile doğabilir, ve hastanelerde kimse kimseye ismini sormaz karşındakiyle bir şekilde kader ortağısındır, zaten hastaların çoğunlukla isimleri o kalabalıkta duyulmaz diye midir nedir bağırılarak söylenir, herkeste böylece istese de istemese de senin adını öğrenmiş olur.Hatta çağırılan kişi orada bulunmuyorsa herkes teker teker yüksek sesle söyler, sonra yine çağırılan kişiden ses seda çıkmazsa aynı şekilde yok şeklinde geri bilgi verilir.İsmi çağırılan kişi muhtemelen ya bana çok var diye bahçeye çıkmıştır, ya bir tahlil sonucu almaya gitmiştir,ya başka bir sıradadır.Sıra çok gideyim başka zaman gelirim gibi bir düşünce kimsenin aklının ucundan bile geçmez.
Tabii sohbetler de o kadar çok şey öğrenilir ki, insanların hastalıklarının yanında mali durumları, işi, eşi, hangi hastalığa ne iyi geliyor, hangi doktor iyi, bitkisel ilaçlar, nereli olduğu gibi temel konular ve bazen hayat hikayesi gibi detaylı konulara da girebilirsiniz. Babam ne zaman bir hastaneye gitse bitkisel bir ilaç öğrenir, ve derhal uygulamaya koyar. Annem de her zaman ibret verici bir hikayeyle döner. Bende genelde kavgaya denk geldiğimden onlarla yetinirim.
Vee sıra size gelir, çoğu doktor yüzünüze bakmaya bile tenezzül etmez.Ne rahatsızlığın var, hımm belki bir iki soru,sonrasında bir reçete.Bazen tahlil yada röntgen verilir ki,bazı hastanelerde sıra sırası dediğimiz bir tabirin oluşmasına sebebiyet vermişlerdir bunlar.Yani röntgen için sıra alabilmek için sıra beklersiniz.Sonra size bir gün verilir, o gün o saat gelirsiniz, sıra size gelene kadar tekrar beklersiniz o arada iyileşenler bile vardır.
Bu arada bir anımı da aktarmadan geçmeyeyim. Efendim bir gün kulaklarım çok ağrıyor diye kulak burun boğaz doktoruna gittim. O gün de hava çok sıkıntılı, ve hastane çok kalabalık. Neyse uzatmayalım sıra bana geldi. Doktor yüzüme bile bakmadan adet olduğu üzere sıkıntımı sordu. Kulaklarım ağrıyor dedim. Adam kulaklarıma baktı, sonra yüzüme bakmaya tenezzül ederek;Bir şey yok iş olsun diye mi geldin dedi.Oturduğum yerde kalakaldım.Yani böyle bir zevk olabilir miydi.İş olsun diye onca sıra ve sıkıntıya katlanılır mıydı.İş olsun diye niye geleyim dedim.Nasıl baktıysam artık, doktor bey lutfettiler bir reçete yazdılar ve birkaç kelime bir şey söylediler.Tabii ne reçeteye baktım ne de doktorun söylediklerini tam anlayabildim.Bir soluk kendimi toplayarak, sağlık karnemi de alarak derhal çıktım.Kapıda insanlar yüzümün halini görünce oldukça meraklı ifadelerle bana baktılar.Bende rahatlama içgüdüsüyle, bastım sitemi ya adam bana diyor ki iş olsun diye mi geldin, sanki ben çok meraklıyım bu rezilliği çekmeye.Kapıda bekleşenler biraz telaşlandılar.Çünkü hiçbir insan evladının devlet hastanesine iş olsun diye gitmesi söz konusu değildir.Bu şu demekti doktor asabi ve tuhaf!Sonra eve gittim.Hiçbir şeyim yokmuş dedim.Ama ertesi günü yataktan kalkamıyordum.Bayram arefesiydi, hiçbirşeyim olmadığı için bir daha doktora da gitme gereği duymadım tabi, böylece bütün bayram hasta yattım.Yine iyileşemeyince sağlık ocağına bir gidip sorayım bakalım dedim.Meğer boğazlarım şişmiş ve kulaklarıma vuruyormuş sancısı.Pratisyen doktor boğazlarıma bakmayı akıl etmişti ama kulak burun boğaz doktoru boğazıma bakmamıştı bile.Öyle ya sadece kulaklarım ağrıyordu.Ne alaka boğaz kulak yani değil mi?
Çocuk doktorlarını diğerlerinden ayrı tutarım ama. Onla daha insancıl, bir başka sıcak yaklaşıyorlar çocuklara.
Ah bakın ne unuttum; Hemşireler ve hizmetliler! Ben daha beni azarlamayan yada emrivari konuşmayan hemşire görmedim. Şuraya otur, bekle,niye şimdiye kadar gelmedin,doktor bey daha gelmedi sabret biraz.Aa sus bakiyim, koca çocuk nasıl ağlıyor,annesi öyle tutmasana,Gördüğünüz gibi bütün örnek kelimeler emir kipiyle kullanılmakta.Bazı hizmetlilerde kendilerini oranın müdürü sanır.Yok kardeşim doktor,burada bekleme, gibi aynı emir kipli kelimeler kullanılır.Size bağırmaktan çekinmezler. Birde benim anlamadığım, cümlesi size tepeden bakar, söz söylemeye tenezzül etmezler.Gelgelim yurdum insanı da işinin görüldüğüne bakar, çoğu çıkıp ta demez ki sen bana emir veremezsin, bağıramazsın yada azarlayamazsın.
Sağlık ocağının nöbetçi doktorunun acil hasta beklerken çay molası yaptığına tanık olur ablam. Kim bilir daha kimleri nelere tanık olmuştur. Sağlık karnesi ile muayene olmak acizlik ayol, devlet hastaneleri zaten fakir fukaranın yurdu.Hem zaten onca hayat mücadelesinin ortasında düşene birde sağlık personeli vurmuş çok mu?
Meraklı yurdum insanı.
Salı, Aralık 5, 2006 ·
Efendim biz millet olarak çok meraklıyız. Mesela bir yerde kavga olsun, kimse araya girmez ama herkes izler. En azından göz ucuyla da olsa bir bakar! Yeni bir market açılmaya görsün ilk birkaç gün ana baba günüdür. Halk konserlerine bazen şarkıcıyı dinlemeye değil görmeye gideriz. Çoluk çocuk demeyiz merak ederiz.
Günlük hayatımızda da üzerine vazife olmayanların size meraklı sorular sorması ülkemizde doğaldır. Yolculuğa çıkıyorsunuz diyelim, çok bagaj varsa taksi şoförünün yada muavinin soracak en az bir sorusu vardır. En bilineni şu “Evi mi taşıdınız “.Bir hastayı taksiyle doktora götürürken hastaya yada yakınına rahatsızlığının ne olduğunun ve detaylı bilgilerin sorulması üzerine de kendi yakınından bir örnek verilmesi, ve şifalar dilenmesi adettendir.
Üniversiteye başladığımız sene ablamla eşyaları rahat taşımak için kendimize kamp çantası alalım dedik.Nasılsa hem genişler hem de sık seyahat etmeye uygunlar diyerek.Tabii gittiğimiz mağazanın sahibi, hemen sordu ”Kamp mı yapacaksınız dağa mı tırmanacaksınız ”Bende şakaya vurup dağa tırmanacağız dedim.Adam bu seferde hangi dağa tırmanacağımızı, kendisinin de dağa çıktığını ve tabii ayrıntıları anlattı.Aldığım çantanın başıma açtığı soruları da az da olsa tahmin edersiniz artık, her yolculukta ya gidişte ya dönüşte en az bir kere dağa mı tırmanıp tırmanmayacağım sorulur.
Ne zaman bir ayakkabı almaya gitsem. Kesin amaç dışı bir soru sorulur. Uzun yolda giyebileceğim bir ayakkabı almak istiyorum rahat ve kullanışlı olsun demenin hemen akabinde nereye gideceksiniz sorusu gelir. Cevabı hevesli verirseniz arkasından başka soruların ve yorumların da gelmesi an meselesidir. Bir keresinde de annemle gittik ayakkabı almaya, annem pazarlık yapıyor üç çocuk okutuyoruz bizde, kızım üniversiteye gidiyor, gibi cümleler sarf ediyordu. Satıcının ilk sorusu “Hangi üniversite”, ikinci sorusu ”Hangi bölüm” sonrasını tahmin edersiniz artık.Her zaman olduğu gibi satıcının bunun üzerine söyleyecek başka şeylerine mutlaka vardır!
Geçenlerde hastaneye bir işim düştü. Hastanenin yerini de bilmiyorum. Bindiğim halk otobüsünün muavinine dedim ki “Beni devlet hastanesin de indirir misiniz ”Muavin doğal olarak sordu ne için gideceksiniz, muayene mi acil mi yoksa yatılı hasta mı ?Benim işim muayene doktoruyla ilgili olduğundan ve lafı uzatmak istemediğimden muayene dedim.Bu sefer muavin başladı yok iki hastane varmış, biri acilmiş, biri sahildeymiş, ve daha yaklaşık 5 dk.lık aralıksız bir konuşma ve sonrasında siz hangisine gideceksiniz.Bende dedim ki o zaman siz beni bir hastanenin önünde indirin, hangisi olursa artık.Hastaneye yaklaşınca muavin beni çağırdı ve tekrar hangi hastanenin ne için olduğunu sordu muhtemelen daha önceki cevabım onu tatmin etmemişti, bende napalım artık anlatayım bari diyerek, sağlık raporu için gittiğimi söyledim.Bu sefer arkalardan başka yolcular yoruma girişti, devlet hastanesine gitmeme gerek yokmuş sağlık ocağından da rapor alabilir mişim ben ne için alacak mışım sağlık raporunu.Bende detaylı olarak anlatmak zorunda kaldım.Aslında sağlık raporu aldım ama bir imza gerekiyor doktordan.O zaman ben seni burada indireyim dedi muavin.Neyse indim Allahtan otobüste benden başka hastaneye gidenler de varmış, takıldım peşlerine gittim hastaneye.Dönüşte de eczaneye uğradım, rapor dedemin raporuydu ilaçları hazırlarken eczacı sordu. Siz hastanın nesi oluyorsunuz, ilaçları genelde amcam aldığından peki oğlunun nesi oluyorsunuz, hastanın kızının kızı mısınız, oğlunun kızı mısınız ve tabii başka bir iki soru daha.
Bunlar hatırladıklarım ama şu bir gerçek, üzerimize vazife yada değil merak ediyoruz.Tabii bazı sorular yardım amaçlı sorulsa da olsa da genelde ortak bir amaca hizmet ediyorlar merak!
Yurttan anılar-2
Cuma, Ekim 20, 2006 · Kategori: Onceki_yazilarim
Bir arkadaşımız vardı Ayşe diyelim.Bu kız komşusunun oğluna aşıktı.Komşusunun oğlu da yüzüne bile bakmıyordu.Bizimki de Türk usulü sürekli çocuğu rahatsız ediyordu.Türk usulü dediğim anlamışsınızdır herhalde sürekli telefonla arıyordu.Telefon numarasını başkalarına veriyordu vs. Hatta öyle bir hale gelmişti ki yurttaki kızlar farklı numaralardan aradığında onlara “Sen Ayşe’nin yurdunda kalıyorsun dimi,sen maşasın ben biliyorum.Ona söyle beni aramasın, başkalarına da aratmasın” diyordu.Ama bizim ki bir türlü vazgeçmiyordu.”Ne olur bu mesaja olumlu yada olumsuz cevap ver, eğer vermezsen seni bir daha aramayacağım” diye mesajlar atıyor sonra yine dayanamıyor, gizliden yada başka numaralardan çağrı atıyordu.Zavallı numarasını değiştirdiğinde, komşu olduklarından evdeki kardeşleri vs. aracılığıyla yeni telefon numarası da öğreniyordu.Hatta bir keresinde telefonu başkası açar ve“Senin aradığın kişi numarasını değiştirdi” der ve zaten onun yüzünden değiştirildiğini bilmediğinden yeni numarayı verir.
İlk defa bir gece yarısı komşusunun oğlundan bizim Ayşe’ye cevap gelir.”Ayşe,coştun gene gece gece,git zıbar ve söz verdiğin gibi bir daha arama” Cevap yurtta yankılanır “Ayşe’ye cevap gelmiş” Tabii Ayşe kızların da gazıyla sanki aşk mesajı gelmiş gibi cevap hatta cevaplar yazmaya girişti.
Bir gece yine bizimki rahatsız ediyor çocuğu.O akşamda Fenerbahçe’nin maçı var.FB yenilmiş.Bizim çocukta fanatik.O sinirle küfürlü falan bir mesaj çekiyor.Bizimki cevabı vermekte gecikmiyor” Tabii FB yenildi diye kızgınsın dimi” Bunu öğrenen bütün kızlar gaza geliyor, nasıl sana küfürlü mesaj çeker,vay o kim oluyormuş.Bizim odaya geliyorlar anlatıyorlar biz de gaza geliyoruz.Çaldırıyoruz telefonunu, açıyor belki de iyice kızmış yine basacak kalayı bütün kızlar başlıyoruz hep bir ağızdan ”Alçaklara kar yağdı üşümedin mi, sen bu işin sonunu düşünmedin mi ”Biz şarkıya devam, arada bazı kızlar lafta söylüyorlar tabii.Karşıdan da birtakım sesler geliyor ama biz kendi gürültümüzden anlamıyoruz.Anlasak ta ne fayda biz coşmuşuz bir kere.Aslında ortada olan bir şey de yok.Ama olur mu arkadaşımızın gururu söz konusu böyle günde durulur mu .Hem bize de eğlence çıkmış kaçırır mıyız.Sonra telefonu kızlar tek tek alıyorlar ve sayıp sayıp diğerine veriyorlar.Karşıdaki de susup dinlemiyor tabii o da bir şeyler söylüyor ama takan kim.Bu böyle yurt görevlisinin gelip bizi yataklara yollamasına kadar sürdü.
En sonunda birgün çocuk dayanamayıp annesine söylüyor ”Ayşe böyle böyle beni rahatsız ediyor ” diyor.Tabii bu da yurtta duyulunca “Hemen de annesine söylemiş, bide adam olacak” nidalarıyla mesaj yazmaya girişildi ”Amma da anne kuzusuymuşsun, sen daha büyüyememişsin, git bunu da annene şikayet et” vs. Tabii bir yandan da çocuğu telefonla tacizi de bırakmıyor bizim Ayşe.Üstelik çocuğun bir kız arkadaşı bizim Ayşe’nin de bir erkek arkadaşı var.Derken dönem bitti, herkes evine döndü.Ertesi sene ben oda arkadaşlarımla eve çıktım, Ayşe’de arkadaşlarıyla.Onlara gittiğimde soruyordum “Seninkini arıyor musun hala” Yok artık bıraktım dese de bazen dayanamayıp arıyormuş , alışkanlık diyordu.Şimdi okul bitti hala daha arıyor mudur bilmem.
Evleneceğiniz kişiyi rüyanızda görmek için ne yapabilirsiniz.
Pazartesi, Eylül 25, 2006 · Kategori: Onceki_yazilarim
Geçen yazımda yurtta geçen bir olayı yazmıştım.Hazır aklıma gelmişken deyip, biraz düşündüm neler yaptığımızı ve hala düşündükçe güldüğüm bir olay geldi aklıma.Yurtta kızların hepsinin ayrı ayrı üçerli beşerli arkadaş grupları vardı.Tabii benimde tam onikili bir grubum vardı.Yurdumuz zaten 50-60 kişiydi, ve en büyük grup bizdik.Dolayısıyla en yoğun şamata trafiğinin yaşandığı grupta biz oluyorduk.
Bir gece yine konuşuyorduk nereden çıktıysa birisi dediki "Ayy hızır orucu diye birşey varmış biliyor musunuz".Yoo nereden bilelim.Arkadaşımız başladı anlatmaya;"Ya şimdi şu gün oruç tutacaksın,iftarda da su içmeyeceksin.Yani uyuyana kadar su yok.Sonrada rüyanda sana kim su verirse o senin gelecekte evleneceğin kişi oluyormuş"Yok yahu daha neler dedim, yani baştan hepimiz dedik.Ama diye devam etti arkadaş,bizim falanca akraba denedi olmuş.Ben komik buldum açıkçası.Hani benimde duymuş olduğum bazı şeyler vardı;Bir ot varmış yastığının altına koyuyormuşsun evleneceğin kişiyi rüyanda görüyormuşsun,yada tuz yiyormuşsunuz su içmeden yatınca rüyanda kim su verirse onunla evleniyormuşsun falan filan...Yani şu orucun değişik versiyonları da denilebilir.
Neyse ben dedim ki ""Oruç allah rızası için tutulur, evleneceğin kişiyi görmek için oruç mu tutulur".Ama aramızdaki meraklı tazeler acayip heveslendiler.Tamam dediler ne zaman bu oruç tutalım.Aradan bir iki gün geçti ,haydi dedi yemeğe gidelim.Yok dediler o gün hızır orucu tutuyorlarmış.Allah biliyor ya daha o zaman çok güldüm.Yaz mevsimine giriyorduk zannedersem,susuzluktan resmen kurudular bütün gece.Tabii benim merakım şuydu "Acaba gerçekten birilerini görebilecekler miydi".Nitekim bu toplu hızır orucu,tam bir hüsranla bitti.Bırakın evleneceği kişiyi kimse rüya bile görmemişti.Susuzluk ve çektikleri eziyette yanlarına kar kaldı.Birde mazeret uydurdular, yok efendim herkese söyledikleri için olmamış.Bu orucun gizli tutulması gerekiyormuş.Tabii kimsenin bir daha ne gizli ne açık böyle bir işe bir daha giriştiğini sanmıyorum.
Şimdi ne zaman aklıma gelse gülerim.Ben böyle şeylere inanmam ama denemek isteyen de varsa buyursun denesin.Belli mi olur !